ayhankaradeniz

     Yukarımaden köyü, Artvin il merkezinin güneyinde, merkeze 50-60km mesafede bulunan ve suları Çoruh nehrine dökülen Hod deresi havzasında yer alır. Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde, Hod-i Ulya olarak adlandırılırken yer isimlerinin türkçeleştirildiği yıllarda Yukarımaden adını almıştır.
     Çoruh nehri havzasında yaşanan tarihi olayların köyü de etkisi altına aldığı görülmektedir. Çoruh ve Kura nehirleri havzalarına m.ö. 4000 yıllarından itibaren sırasıyla Hurriler, Urartular, Sakalar, İskitler ve Kıpçakların akın akın gelerek yerleştiği; takiben Bizans ve Gürcülerin yöreye hakim olduğu anlaşılmaktadır. VI. yy’ın sonlarına doğru Müslümanlık yayılmaya başlamıştır. Selçklu Hükümdarı Alparslan’ın, 1068 yılında Kars yakınlarındaki Anı şehrini almasıyla Kura ve Çoruh nehirleri havzalarına yeni gelen Türk boyları yerleşmişlerdir. Dede Korkut hikayelerindeki olayların bir bölümü bu yörede geçtiğine göre, Türk boylarının XII. yy’dan itibaren, Çoruh nehri havzasına hakim olmaya başladığı kesinlik kazanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine 1537 yılında girmiştir. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonunda yapılan Yeşilköy (Ayestefanos) antlaşmasına gore, Artvin, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selase) harp tazminatı olarak Ruslara verildiğinden Yukarımaden köyüde 7 Mart 1921 tarihine kadar Rusya’nın yönetimi altında kalmıştır.
     Köydeki tarihi kalıntılar ve belgeler değerlendirildiğinde, yöreye yerleşimin Urartular döneminden daha once olduğu belirlenmektedir. Şöyleki, Urartu kralının m.ö. 785 yılında, Van kalesindeki kayalar üzerine yazdırdığı bilgiye göre, Kars yöresindeki krallıktan harp tazminatı olarak altın, bakır ve tunç aldığı; tarihçiler tarafından bu madenlerin o zaman işletilen Hod-i Ulya bakır madenlerinden sağlandığı yorumlanmaktadır. Rus işgali sırasında 1982 tarihinden itibaren özel şirket tarafından işletilen Aktaş (Bilizör) mahallesindeki bakır işletmesinden çok önce köyde işletme yapıldığı; Merkez Camiisi civarında bulunan tarlalardaki maden atıklarından anlaşılmaktadır. Özellikle, Rus’ların işlettiği maden ocaklarının yanında, halkımızın Cinavuz Mağarası diye adlandırdığı girişi dar olan mağaranın varlığı tarihçilerin yorumlarını doğrulamaktadır.
     Bu belge ve yorumlara ilaveten Uğur (tanzagara) mahallesinin yakınında yaklaşık 50-60m yüksekliğinde granit kaya üzerinde yer alan kale; Tepecik (Verenet) mahallesi yolu üzerinde halkın Çığenin Taşı dediği kaya üzerindeki tarihi duvar kalıntıları; halkın yağmur duasına çıktığı Evliya Tepe’de bulunan moloz taş duvar yapıt; kervan yolu üzerinde önceleri yolcuların sığınması amaçlı yapıldığı tahmin edilen, öküz yatağındaki kubbeli taş barınak; Büyük Yurt Dağı’nda kervan yolu kenarındaki Yığılı adı verilen taşların bir araya toplandığı yer; Bahçeli (Artiyet)- Çayrlı yolu üzerinde ve Beytullah yakınındaki taş kürünler; özellikle Uğur mezrası, Merkez Camii ile birçok yerleşim civarında görülen toprağa gömülü büyük küpler Uğur, Çayırlı, Birlik, Tajgom ve Çakar’da görülen halkımızın pohrang dediği su boruları zamanımıza ulaşan tarihi bulgulardır. Ayrıca, bir zamanlar civar köylerinde ibadete geldiği ve ne zaman yapıldığı tespit edilemeyen Merkez Camii ile bahçesinde caminin yapılışdan çok daha once dikildiği tahmin edilen çapı 4m civarındaki efsanevi çınar unutulmaz bir abide ağaçtır.
     Osmanlı yönetiminde Hod-i Ulya olan köyün adından anlaşılacağı üzere kendine özgü çok engebeli arazi yapısı vardır. Merkezi yerleşimin bulunduğu bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği 900m civarında iken mezralar 1500-2000m, yaylalar 2500m’nin üzerindedir. Her taraf dik yamaçlar ve derin vadilerle kaplıdır. Ekilebilen alanlar çok azdır. Erozyon nedeniyle gün geçtikçe de azalmaktadır. Aşırı aşınma sonucu yüksek kaya kitleleri, sivri tepeleri, peri bacaları, şelaleler, kanyon vadiler, delikli taşlar gibi birçok coğrafi şekiller oluşmuştur. Dağların kuzeye bakan yamaçları aşağılarda yayvan ve iğne yapraklı ağaçlarla; yüksek kesimlerde çam, köknar ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır. Güneye bakan yamaçlarda sarp kayalar, orman vasfını kaybetmiş seyrek ağaçlar ve çalılıklar mevcuttur. 2000m’nin üzerindeki alanlar yaz boyunca yeşilliğini kaybetmeyen doğal çayırlarla örtülüdür. Karların erimesiyle birlikte arazinin durumuna göre öbek öbek, rengarenk binbir çişit çiçeklerle süslenir. Yükselti değişikliği ve dağlar arasında derin vadilerin oluşu nedeniyle aynı anda farklı iklim yaşanır. Bağlıkta üzüm, incir, şeftali yetişirken mezralarda dut ve kiraz yenmeye devam edilir.
     Yerleşim arazi yapısı nedeniyle çok dağınıktır. Mahalleler Hod deresi kenarına tesbih tanesi gibi dizilmiştir. 20-30 haneli mahallelerin yanında tek haneli yerleşim yerleri de vardır. Yaklaşık 30’un üzeinde yerleşim yeri mevcut iken bugün birçok yer terk edilmiştir. Savaşların yapıldığı, bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği yıllarda iyi bir sığınma yeri olduğu tahmin edilen bu yörede, yaşam şartları çok zordu. Hemen hemen her hanenin bağlıkta, mezrada ve yaylada olmak üzere üçer evi mevcut idi. Halk geçimini, yıllarca erkeklerin gurbet ellerinde çalışarak veya köyde yetişen meyveleri at ve eşek sırtında Kars ve Erzurum köylerine götürüp ekin, ağartı gibi yiyeceklere takas ederek sağlamıştır.
     Bütün bu ağır şartlara rağmen halkın köklü bir kültüre sahip olduğu Saidi, Şamili, Dildari, Rufai, Hıfzı, Rahmanı, Şahistanoğlu, Heyranı ve Yanarı gibi unutulmaz şairlerin söyledikleri şiirlerin içeriğinden anlaşılmaktadır. Yöreye hakim olan Kafkas-Livane kültürüne ilaveten; Rus işgali sırasında işletilen maden fabrikasında görevli teknik elemanların getirdiği kültür ve muhacırlık yıllarında göç ederek iç anadoluda kaldıkları illerin kültürü ile daha da zenginleşmiştir. Dalahet, Uzunçayır ve Kivi Dağı şenlikleri ile de çevre köylerin kültürü ile kaynaşmıştır.
     Okumaya susamış halkımız kendi çabaları ile 1928’de yapımına başladıkları ilkokulun, 1930’da eğitim öğretime açılmasını sağlamıştır. Bununla yetinmeyerek 1961’de Birlik (daha sonar Parmaklı’ya taşınmıştır); 1970’de Uğur ve Van; 1971’de yemişli ilkokulları ile 1972’de ortaokul binalarını yapıp aynı yıllarda eğitim öğretimi başlatmışlardır. Ayrıca Merkez Camii dışında Van ve Aktaş mahallelerinde cami, Canoğlulları mahallesinde mescit yaparak hizmete açmışlardır.
     Dağlar arasında bulunan köyün diğer yerleşim yerlerine ulaşımı çok zor şartlar altında yapılmıştır. Yaz aylarında büyük yurt dağından geçen kervan yolu ile Artvin ve Ardanıç’a ulaşılırken, kış aylarında Aşağımaden-Salıçor, Muha üzerinden Hizarlı’ya gidiliyordu. Rus işgaliyle, çıkarılan madenleri taşımak için Beşağaç (Güntkar) ve Karaağaçlıktan Hizarlı’ya ulaşan yol yapılmıştır. Mevcut ulaşımın çok zor olduğunu gören halkımız, iç içe yaşadığı Aşağımaden (Hod-i Sufla) halkı ile birlikte imece yaparak 1951 yılında bugünkü yolun yapımına başlamış, 1960’lı yılların sonuna doğru hizmete açılmasını sağlamıştır. Örnek yardımlaşmaya dayalı, üstün gayretle yapılan çalışmaların sonucunda, geçilmez kanyon vadiden yol açmayı başaran büyüklerimiz, daima ve şükranla anılmayı hak etmektedirler.
     Ne yazık ki bütün bu uğraşılar köydeki geçimi sağlayacak imkanları yaratamadığından 1977-78 Osmanlı Rus savaşında mecburen başlayan göç, yıllardır artan oranla devam ettiğinden köydeki nüfus sayısı iyice azalmış; okullar, sağlık ocağı ve kütüphane kapatılmıştır. Bu olumsuz şartlara ragmen gurbet ellerinde köyün hasretini çekenler yaz aylarında köye gelerek özlemlerini gidermeye gayret etmektedirler. Bu ziyaretlerin sonucu Petnos ve Çadırlar’da piknik yerleri oluşturulmuş, Parmaklı’da alabalık tesisleri açılmıştır. Kültürümüzü unutmamak amacıyla köyü tanıtan şiirler yazılmış, türküler derlenmiş, kitaplar bastırılmıştır.
     Daha da önemlisi bugüne kadar köyden ayrılanların genellikle ekonomik durumları düzeldiği gibi yaşantılarında olumsuz bir konuya hemen hemen hiç rastlanmamıştır.

Yukarı Maden Köyü resimleri için tıklayınız